Yola hangi ara çıktık onu anlatamayacak kadar, gözlerime perdeler düşmüş, o derece kendimde değilim, yani uyku sersemi halinin şafağını yaşamaktaydım. İşte o şafağın sökmesine beş kala 2'den, enseme avcunun tamamını hissedebileceğim şekilde inen şaplağın sesiyle gözlerim daha da açılıyor. "Uyan araba sende!" demesiyle şafağımın içine kocaman bir "şok" sokuluyor. O aptallıkta inanın insan her şeyi kabul edebilir. Çünkü uyku şafağı gerçekten salisenin saniye içerisinde kaybolduğu zamanlarda verilecek kararlara sebep olan bir psikolojidir. Bir çoğunuz bunu gayet iyi bilir.
Arabayı sürmeye başlamamdan itibaren neredeyse beş saat geçti ve ben hala ağzıma tek lokma bir şey sokmadım. Gözlerimin kararmakla kararmamak arasında beynimle girdiği söz dalaşıysa anca bir dallamanın zeka seviyesinin yetebileceği düzeyde seyrediyor. 1'den acayip bir inleme sesini duyduğum anda, dallamalık halimi üzerimden atıyorum, "Acıktım!". İşte sanki birinin bunu demesini bekliyormuşum. Birden kendi karar mekanizmanım dışında, bu kelimeyi duymamla beraber arabayı hemen sağa çektim ve tüm dallamaların yapacağı gibi, kimse tek kelime etmeden benim arabadan inmemle aradan indi ve ormana girdik... İçeride yaşadığımız iğrençlikleri şu an bu günün özetinde yazmak istemiyorum, yarın görüşürüz...
5 dallamanın, 3 kolilik can torbası
Tüm bunlara başladığımız an, zaten yavaş yavaş öldüğümüzün de farkındaydım. Sınır tanımadığımız saçmalıklarım sonlanacağı yolculuğumuzu birinin kaleme alması gerekiyordu. Beş dallamanın, dördüncüsü olarak, sanırım bu görev bana düştü. (Hiç birinin haberi olmadan.)
28 Eylül 2011 Çarşamba
26 Eylül 2011 Pazartesi
(16.00) Bir yerden başlamak lazım...
Hiç bir şey anlamazdık biz somuttan, soyut yaşardık aslında tüm bildiklerimizi, aslında bilip de görmediklerimiz, beyin kapasitemizin de oldukça üzerindeydi. Tabi ki biz de böyle olsun istemezdik ama bu satırları yazarken bile hangi psikoloji içerisinde olduğumu kestiremiyorum. Evet bir şeyden kaçtığımız kesin. Kendimizden veya bir başkasından bundan da bir haberiz, çünkü hakikaten hayatlarını bir dallamadan öteye yaşamamış, beş kişiyiz biz. Ben bu dallamaların dördüncüsüyüm. Sayı saymayalı uzun zaman olmuştur, ama gruba giriyorsanız sıranızı her zaman bir önceki hatırlatır size. Doğuşunuz, dörtse, ölümünüz de dört olacağının habercisidir bu. Hep dörtlerle yaşamak zorunda kalmak zorundayım bu grubun içinde; dördüncü tabak, dördüncü hafta, dördüncü seks, dördüncü kavga... Geriye kalan dört dallamanın sırtladığı bu üç kolilik can torbasını, bir şekilde sizlere anlatmaya çalışacağım. Her gün 1 dakika atlayarak başlayacağım yazılarıma. Altmışıncı dakikada yani altmışıncı günde ta ki saat 17.00 olduğunda hala hayattaysam,sizlere bir sürprizim olacak...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)